Kuzguncuk: Gelin ve damatlar için düğün öncesi son durak

10 bin adımda Kuzguncuk

Şöyle bir sahne hayal edin. Pazar günü evinizdesiniz. Hava güzel, dışarısı kalabalık ama siz tercihinizi evinizde, bahçenizde dinlenmekten yana kullanmışsınız. En huzurlu olduğunuz anda beklenmeyen bir misafir kapınızı çalıyor. Karşınızda üzerlerinde gelinlik ve damatlık olan bir çift. Yanlarında biri daha, onun da elinde fotoğraf makinesi… Fotoğraf çekimi için bahçenizi kullanacaklar, izin istiyorlar. Şaka sanıyorsunuz değil mi? Hayır. Son yıllarda Kuzguncuk’ta havanın güneşli olduğu günler, evi güzel olan bölge halkı açısından böyle geçiyor. 

Düğünlerin yıldızı 
Avrupa’da yaşayan Museviler için Kutsal Topraklar’a varmadan önceki son durak olan, Küçük Kudüs olarak anılan, farklı dinlerin ibadethanelerinin yan yana bulunmasıyla hoşgörüyü anlatan ve bununla özdeşleşen dizileri ağırlayan bir muhit olmasının yanında, Kuzguncuk bu mahalleye dışarıdan gelen insanlar için günümüzde farklı bir anlam taşıyor: Merdivenleri, renkli evleri, ağaçlarıyla Instagram’da ve düğün fotoğraflarında çok güzel görünüyor. 

Gerçekten de öyle, bunu sokaklarda gezerken görmeniz mümkün. Kapı önlerine yazılan notlardan birkaç örnek vereyim: “Burada ticari amaçlı fotoğraf çekimi yapmak, bitki ve eşyaya müdahale etmek yasaktır”, “Bu evin önünde ve basamaklarında ticari amaçlı fotoğraf çekimi yapmak yasaktır. Bıraktığınız çöpler, kırdığınız bitkiler, atıp gittiğiniz paspaslar bizi bu uyarıyı yapmak zorunda bırakmıştır”, “Ticari amaçlı fotoğraf çekimi kesinlikle yasaktır. Aksi takdirde yasal işlem başlatılacaktır”. Son söz ise bu yazıların neye tepki olduğunu anlatıyor: “Burada fotoğraf çektirenler ayrılıyor.” Düğün sezonunun gelmesiyle, düğün fotoğrafçılığının da en yoğun icra edildiği döneme girmiş bulunuyoruz. Bundan sonra Kuzguncuk’ta renkli kapıların önleri dolup taşacak, belki uyarılar sertleşecek ama hız kesmeyecek. Düğün yapmak için de Instagram’da güzel duran bir başka mekânda yer bulmaya çalışacak çiftlerimiz. Yaz düğünlerinin yıldızı Yanık Mektep bu mahallede (Behlül Sokak, Numara 6)

Bu uyarıların olduğu sokakta, Contemporary İstanbul’da sergilense sırıtmayacak bir apartman ismi çalışması var. Dilşad Apartmanı’nın ferforjeden imal edilen künyesini fark edin (Bereketli Sokak). Hemen yanında ismiyle müsemma NeVarOrda var. Zeynep Tlabar’ın el işi cam ürünleri de Dilşad yazılı künye kadar sanatsal (Bereketli Sokak, 12A). Kuzguncuk’un ana caddesi olan İcadiye Caddesi’nde şu sıralar tadilat var. Altyapı çalışması devam ediyor, sonunda kaldırımların yenilenmesi hedefleniyor. Peşi sıra kafe, fırın, eczane, bakkal, galeri bulunan bu caddede eski esnafla beraber el değiştiren, yenilenen yerler de mevcut. 

Çekilecek yanı kalmadı 
76 yaşındaki Lütfi Çelik, 52 yıldır Kuzguncuk’ta yaşıyor, “Son iki yıldır dışarıdan mimarlar, sanatçılar geldi, burada kiralar arttı. Her gün yeni yerler açılıyor, kimisinin tuvaleti küçücük, dükkân desen oturacak yer yok. Kafe açmak bu mudur?” diyerek durumu özetliyor. 52 yıl önce eşi Nezahat Hanım’la evlendiğinde gelmiş buraya, bir daha da ayrılmamış. Bu hafta da 52’nci evlilik yıldönümleriymiş. Artık bu mahallenin çekilecek gibi olmadığını söylüyor. Bu konuşmayı Kuzguncuk’un yeni yerlerinden Vanilin Chocolate Handmade Arts isimli mekânda yapıyoruz. Çikolatası ve kahvesi güzel (İcadiye Caddesi, Dere Sokak. No: 78). Mahallenin başka çikolatacı ve tatlıcıları da mevcut. Çikolatacı Aziz Bey (İcadiye Caddesi 56/A) ve aynı caddede karşı kaldırımda numara 45’te de Kuzguncuk ÇikolataKahve var. Tatlı piyasası bu kadar hareketlenmişken son dönemde sayısı artarak karşımıza çıkan bir tatlıdan bahsedeyim. En alt katmanı öğütücüden geçirilmiş bisküvi, üzerinde bir kat krema, bir kat çikolata var, sonra rulo haline getiriliyor. Bilinmedik bir şey değil ama ortamlarda (pastanelerde) yeni. Bu tatlıyı güzel yapan yerlerden biri Dilim Pastanesi (Paşa Limanı Caddesi, No: 138). Pastanede Cemal Karataş, “Ibiza bunun adı. Ustalar buldu, 5-6 aydır bu var. En çok bu satılıyor, herhalde İspanya’dan aldılar” diye anlatıyor. İspanya kısmı sadece isim benzerliği olsa gerek. 12.5 liraya şeker komasına girmeden çikolataya doymanız mümkün. Surp Kirkor Lusaroviç Kilisesi (Çarşı Caddesi, No: 49) ve Kuzguncuk Yeni Camii’nin neredeyse aynı avluyu paylaşmalarına şaşırın, Rum Ortodoks Kilisesi Ayios Yeorgios’u (St. George) (İcadiye Caddesi, Dere Sok. No: 19) ve Bet Yaakov Sinagogu’nu pas geçmeyin. 

Marko Paşa burada 
Yorulduysanız Kuzguncuk Bostanı’na gidin sessiz sakin oturun. Ayağınız toprağa değsin, elektriğinizi atın. Ama dikkatli olun bu toprak için çok mücadele verildi, herhangi bir yeri zarar görmesin.

İnci Çayırlı Sokak’ı tırmanıp en sona geldiğinizde sağınızda bir kapı göreceksiniz. Açıksa girin içeri, burası Kuzguncuk Rum Ortodoks Kabristanı. Boğazı tepeden gören manzarası size hayatın güzelliğini, mezar taşları ölümlü dünyayı tekrar hatırlatacak. Burada tanıdık bir isim var: Markos Apostelidis. Bilinen adıyla Marko Paşa. “Dert babası” olarak bilinen, Kızılay’ın öncülü Hilali Ahmer’in kurucusu Marko Paşa’nın kabri burada. 

Yokuşu gerisin geriye inip ana caddeye çıktığımızda sağ tarafta kırmızı bir binada güzel bir kitapçı göreceğiz. Rıfat Ilgaz, Can Yücel, Nâzım Hikmet gibi Kuzguncuk ile mazisi olan devlerin anısına yaraşır bir dükkânda hizmet veren Nail Kitabevi’nde çay-kahve de içebiliyorsunuz (İcadiye Caddesi, Dere Sokak. No 32). Can Yücel’in hatırası Kuzguncuk’ta Boğaza nazır şekilde karşınıza çıkıyor. İcadiye Caddesi’ni bitirip denize doğru yürüdüğünüzde küçük, son yapılan çalışmalarla daha da küçülecek gibi duran bir park göreceksiniz. Parkın sağ tarafındaki Çınaraltı Cafe, Can Yücel’in müdavimi olduğu, içeride anısına bir köşe bulunan bir kahve. Hava güzelse kapalı mekân yerine parkta oturarak sipariş vermenizi tavsiye ederim. Malum ekonomik durum pek parlak değil, ama cebinizde paranız varsa bu zevkten mahrum kalmayın. Ramazan dolayısıyla şu aralar kapalı olsa da bayramla beraber hizmete girecek olan İsmet Baba Restaurant’a gidebilirsiniz. Sonuçta İstanbul’da her semtin ayrı güzelliği olsa da hiçbiri insanın İstanbul Boğazı’nı gördüğü andaki kadar aklını başından almıyor. Yemekler güzel olmasa da olur. 

#negüzelbina: Semtin ruhu burada

Musevi bir İstanbullu olan Arditi, 1923’te Rum mimar Simotas’tan bir bina yapmasını istiyor. Semtin ruhuna uygun, semtle iç içe geçen Simotas Binası’nın serüveni bugün Refika Birgül önderliğinde, apartmanda yer alan diğer ofislerle beraber devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s